21 Kasim 2017 Salı

Katar Krizinin Perde Arkası

06-07-2017 16:31 Güncelleme : 11-07-2017 10:32

Katar Krizinin Perde Arkası

Umran dergisi, yeni sayısında Düşünce Mektebi yazarlarından Mehmet Beyhan'ın 'Katar Krizinin Perde Arkası' başlıklı analiz yazısını yayımladı. Beyhan yazısında Katar ile komşuları arasında yaşanan krizin arka planındaki olayları detaylı bir şekilde ele alıyor. İşte o yazı...

''Bugün Katar’ın yaşadığı krizi uluslararası güçlerden bağımsız düşünemeyiz. Çünkü dünyanın en güçlü devletleri, uluslararası olaylar üzerinde en fazla etkiye sahip devletleridir. Her olayın bir amacı olduğuna göre, ister istemez bu “Krizle neyi hedeflemiş olabilirler?’’ sorusu çok önemlidir.''

Suudi Arabistan liderliğinde altı Arap ülkesi ve Maldivler ’in Katar ile diplomatik ilişkileri kesme kararı dünyanın gündemine oturdu. 5 Haziran sabahı, önce iki Körfez ülkesi-Suudi Arabistan ve Bahreyn-Katar ile diplomatik ilişkilerini kestiklerini açıkladılar. Hemen ardından Mısır, BAE, Maldivler ile Yemen ve Libya’nın uluslararası tanınan hükümetleri de onlara eklendi.

Sadece elçilerini geri çekmekle kalmadılar, Katarlı diplomatlara da 48 saat içinde ülkelerini terk etmeleri için süre tanındı. Ayrıca, söz konusu ülkeler hava sahalarını ve limanlarını da Katar’a kapattılar. Suudi Arabistan’dan Basra Körfezi’ne uzanan bir yarımada olan Katar böylece, kelimenin tam anlamıyla izole edilmeye çalışılıyor. Anakarayla kara bağlantısı da kapatılarak, dış dünya ile bağlantısı kesilmesi tam bir kriz hali olduğunu gösteriyor.

Şimdi herkesin merak ettiği soru; peki neden böyle bir karar aldılar? Katar’ı adeta abluka altına alan ülkelerin Doha’ya yönelttikleri suçlamaların özüne baktığımızda, Müslüman Kardeşler hareketi ve İran olmak üzere, el-Kaide, IŞİD gibi terör örgütlerine destek vermekle suçluyorlar.

Katar’ın Müslüman Kardeşlere bazı kolaylıklar sağladığı, İran ile de iyi ilişkiler içinde olduğu doğrudur. Ancak Suudilerle ittifak edip Katar’a cephe alan Birleşik Arap Emirliği’nin İran’la ticaret yapması sorun olmazken Katar’ın sorun olması tam bir çelişki. IŞİD, el-Kaide gibi terör örgütlerine yardım ettiği iddiaları da somut bir temele dayanmadığı gibi gerçekçi de değil.

Peki, Katar, niçin Müslüman Kardeşlere bazı kolaylıklar sağlıyor? Katar, Müslüman Kardeşler hareketini, Arap dünyasının en etkili muhalefeti olarak görüyor. Dolayısıyla Arap halkları nezdinde itibarını yitirmiş gerici Arap diktatör rejimlerinin bir geleceğinin olmadığını düşünüyor. Müslüman Kardeşler hareketinin tüm İslâm coğrafyasındaki etkisinden istifade etmek istiyor. Katar’ın Müslüman Kardeşler hareketiyle kurduğu ilişki düşünsel ve duygusallıktan ziyade durumsal olduğunu düşünüyorum. Ancak Suudi ve müttefikleri, Müslüman Kardeşler hareketini kendi iktidarlarına tehdit olarak görmeleri nedeniyle Katar yönetiminin bu ilişkisinden rahatsız oluyorlar.

Bir diğer konu Katar’ın İran ile iyi ilişkiler içinde olmasıdır. Uluslararası ilişkiler, güç dengeleri üzerinde kurulan ittifaklarla yürür. Uzun yıllar Suudi Arabistan ile birlikte İran karşıtı kampta yer alan Katar’ın İran’a yakınlaşmasının temel nedeninin doğalgaz olduğunu görüyoruz. Katar’ın doğalgaz konusunda dünyanın en önde gelen ülkesi olduğu söyleniyor. Diğer taraftan İran’ın Obama döneminde ABD ile yaptığı enerji anlaşması sonrası hidrokarbon piyasasına güçlü dönmesi, Katar’ı etkileyecek önemli bir gelişmeydi. Bu durumda Katar, İran’a olan yaklaşımını değiştirerek düşmanlık yerine ortak çıkarları gözeten bir perspektif geliştirdi. Katar’ın bu tutumu Suudi ve müttefiklerini rahatsız etmiştir.

Katar özelinde yaşanan krizin ittifaklarına baktığımızda üç ayrı ittifakın olduğunu görebiliriz. Birincisi; Suudi ve müttefiklerinin oluşturduğu Arap Sünni eksenli baskıcı yönetim anlayışına dayanan bir ittifaktır. İkincisi; İran’ın başını çektiği Şii eksenli ittifak olduğunu gözlemliyoruz. Üçüncü ittifak ise; Katar, Müslüman Kardeşler ile birlikte Türkiye’nin başını çektiği daha özgürlükçü halk iradesine dayanan ittifaktır.

Ablukanın Sebepleri

Bugün Katar’ın yaşadığı krizi uluslararası güçlerden bağımsız düşünemeyiz. Çünkü dünyanın en güçlü devletleri, uluslararası olaylar üzerinde en fazla etkiye sahip devletleridir. Her olayın bir amacı olduğuna göre, ister istemez bu “Krizle neyi hedeflemiş olabilirler?’’ sorusu çok önemlidir.

Bu konuyla ilgili yerli yabancı kaynakları okuduğumuzda iki konun ön plana çıktığını görüyoruz. Birincisi şimdiki zamanla ilgilidir, ikincisinin gelecek zamanla ilgili olduğunu düşünüyorum. Şimdiki zamanla ilgili hedefledikleri dört konu var.

  1. Katar üzerinden Türkiye’nin harekât alanını daraltmak ve ekonomik olarak zora sokmak istemeleridir. Çünkü Katar’ın Türkiye’de doğrudan yaptığı yatırımın miktarı 18 milyar dolar. Deep Atlanta dergisinin Ocak sayısında Tom Deph aynen şunları yazmıştır. “Körfez ülkelerindeki bazı yatırımcılar Türkiye’ye yatırım yaptığı sürece, Türkiye’nin yönünün tekrar batıya dönmesini beklemek hayaldir.” Bu şu demektir; Türkiye’nin tekrar batıya bağımlı olması için hangi ülkeler Türkiye’ye ekonomik katkı sağlıyorsa, onları sıkıştırıp Türkiye’yi kendimize bağımlı hale getirmeliyiz.

  2. İran’ı kuşatmak, Trump seçim kampanyasını sürdürürken Ortadoğu politikalarında İsrail’in beklentilerine uygun olarak, Obama yönetiminin İran’la yapmış olduğu nükleer antlaşmasını eleştirmişti. Nitekim Trump, Suudi Arabistan ziyareti sırasında yapmış olduğu milyarlarca dolarlık silah anlaşmasıyla İran’a net bir mesaj vermiştir. Ardından Katar ile yaşanan krizin perde arkasında doğalgaz olduğunu anlıyoruz. Daily Chicago’daki bir analizde şöyle diyordu; “Katar ile İran sahip oldukları doğalgaz rezervleri sayesinde İran ciddi bir avantaj elde edecektir. Bu durum bölgenin ve batının çıkarlarına ciddi zarar verir.’’ Anlaşılıyor ki Batı, Katar’ın İran ile iyi ilişkiler geliştirmesi, kendileri için tehdit olarak görüyor.

  3. Katar’ı abluka altına almakla şu mesajı veriyorlar  “Bak eğer bizi değil de İran veya Türkiye ile ilişkilerine çeki düzen vermezsen seni zor duruma düşürürüz!” Nitekim Voice of America’da çıkan bir analizde aynen şunları yazıyordu “Dünyanın en büyük doğalgaz ve petrol rezervine sahip ülkelerden biri olan Katar, İran ile birlikte hareket ettiğinde Körfez dengelerini etkileyebilecek bir potansiyele sahip olduğu açıktır” demişti.

  4.  Müslüman Kardeşleri yalnızlaştırmak için Katar’ı abluka altına alıp desteğini çekmesini istiyorlar. Katar hariç Mısır ve Körfez ülkeleri Müslüman Kardeşleri terör örgütü olarak kabul ediyorlar. Bu hem İsrail’in istediği hem de Amerika’nın istediği bir politikadır.

Geleceğe Dönük Planlar

Batıda çok tartışılan ama bizde fazla tartışılmayan Çin faktörüne dikkat çekmek istiyorum. Böylece hem bu konuya ilgi duyan aydınlarımıza katkı sunmak hem de tarihe not düşmek için bu konuya  özel olarak odaklanılması lazım gelir.

Batılılar, Ortadoğu’ya iki açıdan büyük önem veriyorlar. Birincisi, enerji kaynaklarının bu bölgede olmasıdır. İkincisi ise, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birleştiği noktada olmasından dolayı hava ve deniz geçişlerinin bu coğrafyada bulunmasıdır. “Ortadoğu coğrafyasına hâkim olan dünyaya hâkim olur.” diyorlar.

Başta ABD olmak üzere batı dünyası Çin’i gelecekte kendileri için tehdit olarak görüyor. Çin sanayisinin gelişmesi, savunma sanayisine yaptığı yatırım, 2 milyara yaklaşan nüfusu Batı’yı endişelendiriyor. Bu şekilde devam ederse önümüzdeki 15-20 yıl içinde Çin hâkimiyetinin olacağını düşünüyorlar.   

Özellikle Ortadoğu coğrafyasının stratejik öneme sahip olması ve enerji kaynaklarının burada olmasından dolayı bu bölgenin hâkimiyetinin sürekli onlarda kalmasını istiyorlar. Sadece Katar özelinde değil tüm Ortadoğu coğrafyasında olup biten hadiselerin temelinde Çin ile girişilecek bilek güreşinde bu coğrafyayı kaptırır mıyız? Endişesini zaman zaman yazılarında dile getiriyorlar. Foreign Policy’de ki bir analizde şöyle yazıyordu: “Çin sanayisi geliştikçe enerji ihtiyacı o oranda artacaktır. Batı ile Çin gelecekte Ortadoğu’nun enerji kaynakları üzerinde anlaşmazlığa düşmesi kaçınılmaz olacaktır. Böyle bir kapışmada Ortadoğu’nun kaybedilmesi demek Batı’nın her alanda kaybetmesini tetikleyecektir.”

2013 yılında Nijerya’nın Lagos şehrinde kaldığım otelin lobisinde tanıştığım Alberto isimli bir İtalyan araştırmacı ile Ortadoğu batı ilişkilerini konuşurken Alberto şöyle demişti bana: “Batı, Ortadoğu ve Afrika hâkimiyetini kaybederse, ekonomik olarak sahip olduğu refahı, siyasi olarak sahip olduğu değerleri, toplumsal olarak sahip olduğu birliği, bireysel olarak öz-güvenini kaybeder.” Şaşkınlıkla dinlediğim bu ifadelere ilişkin olarak dedim ki: “Peki Batı Ortadoğu ve Afrika coğrafyasını kime kaptıracağından korkuyor?” Alberto hiç tereddüt etmeden,  “Elbette Çin’den” demişti.

Batı dünyası, Ortadoğu ile ilgili politikalarını oluştururken bu coğrafyada sorun çıkarma potansiyeline sahip İran, Türkiye ve Müslüman Kardeşler hareketinden haz etmiyor. Bu sebepten dolayı Müslüman Kardeşleri terörist olarak görerek marjinalleştirmek istiyor. Türkiye ve İran’ı da iç çatışmalarla istikrarsızlaştırmak istiyor.

Katar krizinin perde arkasında neler var diye bakarken, Batı’nın Ortadoğu ve Afrika halklarının malları üzerinde kurduğu refahı, başımıza diktatörleri bela ederek siyasi istikrarını, aramıza fitne sokarak toplumsal birliklerini, kanımız üzerinde de özgüvenlerini kurduklarını gördük.

Kaynak: Umran Dergisi

YORUMLAR
  • Fatih Er   17-07-2017 12:48

    Evet Çin faktörü bence de çok önemli teşekkürler Mehmet bey

  • İsmail Altun   13-07-2017 16:26

    Çok kıymetli bir analiz ve araştırma. Bu tür analizler hem meseleyi doğru anlamamızı hem de doğru düşünmemize katkı sağlıyor. Eline sağlık.

  • Mustafa Öner   12-07-2017 23:17

    Konuya dair üzerinde düşünülmesi gereken derlemelerin ve analizin için teşekkürler Mehmet kardeşim. Kalemine, aklına, araştırmalarına bereket...

  • Dr Hasan Öz   12-07-2017 13:44

    Açıkçası Çin faktörünü ilk defa bu yazıdan okudum. Mantıklıda geliyor bana. Meseleyi mantıksız komplo teorilerinden uzak tutarlı, anlaşılır bir dille değerlendirmişsiniz. Ellinize sağlık.

  • Osman   12-07-2017 09:39

    Katar krizi ile ilgili şu ana kadar okuduğum en mantıklı ve tutarlı değerlendirme olmuş. Tebrik ederim.

  • osman baharçiçek   11-07-2017 14:04

    Başarıların devamını diliyorum Mehmet kardeşim. Selam ve Dua ile

ANKET - ARAŞTIRMA