22 Ekim 2017 Pazar

Erdoğan için Lahey hayali kuranların hüsranı

19-06-2017 08:22 Güncelleme : 19-06-2017 08:22

Erdoğan için Lahey hayali kuranların hüsranı

2012 yazından itibaren Türkiye’deki hükümeti, terörizme destek veren bir hükümet olarak etiketleyip uluslararası mahkemelerde yargılatma fikri hep canlı tutuldu. İşin şu kısmına dikkat! Lahey fikrinin ortaya atılması, Suriye’nin kuzeyindeki PKK/YPG kuşağı fikrinin sahada hayat bulmasıyla at başı bir takvim içinde ilerledi.

Mehmet Acet - Yeni Şafak

Meseleye matematik mantığıyla bakacak olursak olan şudur:

Suriye’deki savaşa müdahilliği üzerinden Türkiye’nin yöneticilerini Lahey’e göndermek isteyen iradenin Türkiye ayağı darmadağın oldu.

Tıpkı tespih taneleri gibi…

MİT tırları meselesi ‘pis’ bir işti.

Operasyonun kurgusunu yapanlar da, taşeronluğunu yürütenler de, temiz niyetlerle hareket etmediler.

Gazeteci kimliğiyle bu pisliğe bulaşanlar da ‘haber odaklı değil hedef odaklı’ bir mantıkla hareket ettiler.

Hedef belliydi zaten.

Ülkeyi yönetenleri teröre destek vermek suçlamasıyla Lahey’e göndermek.

Can Dündar döneminde Cumhuriyet gazetesi, ondan önce Aydınlık gazetesi, bu haberleri habercilik refleksiyle değil, Lahey refleksiyle manşet yaptı.

O yüzden MİT tırları meselesi pis bir işti diyoruz. 

Şimdi bunu açalım biraz.

2012 yazından itibaren Türkiye’deki hükümeti, terörizme destek veren bir hükümet olarak etiketleyip uluslararası mahkemelerde yargılatma fikri hep canlı tutuldu.

İşin şu kısmına dikkat!

Lahey fikrinin ortaya atılması, Suriye’nin kuzeyindeki PKK/YPG kuşağı fikrinin sahada hayat bulmasıyla at başı bir takvim içinde ilerledi.

2014 BAŞINDA YAŞANAN KIRILMA

2013 sonu, 2014 başında Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin güvenliğini birinci derecede etkileyen gelişmeler yaşandı.

O tarihlere gelene kadar, bugün isimlerini ezbere bildiğimiz Cerablus, El Bab, Menbiç, Rai/Çobanbey gibi yerleşim birimlerinin tamamı Türkiye destekli ÖSO’nun kontrolünde idi.

Haliyle o vakit sınırlardan Türkiye’ye dönük bir tehdit de söz konusu değildi.

Sonra, sözünü ettiğimiz tarih dilimi içinde enteresan bir şey oldu.

DEAŞ, güneyden hızlı bir huruç hareketi yaparak bu şehirleri kısa süre içerisinde tek tek ele geçirmeye başladı.

MİT tırlarının durdurulduğu tarih işte tam da bu döneme rastlıyor.

Bu nüansı fark edip kaynaklarımıza yöneldiğimizde şunu öğrendik:

Türkiye bu kritik süreçte kendisine müzahir gruplara yardım etmek istemiş ancak yoğun baskı ve ifşaatlar yüzünden bunu yeterli ölçüde başaramamıştı.

MİT tırları meselesinde ben başından beri şu fikri savunuyorum.

Türkiye kendisine yakın gruplara gerektiği zaman gerektiği kadar silah yardımında da bulunabilir, bunu saklama ihtiyacı da duymayabilirdi.

Bunu neden söylüyorum?

Şundan dolayı:

Bu eğer terörizme destek vermekle eş tutulacak idiyse, dönem dönem Suriyeli muhaliflere silah yardımı yapan ABD yönetimi de, Suriye savaşının başında muhaliflere açık destek veren doğulu-batılı 100’e yakın ülke de aynı suçlamaya muhatap olabilirdi.

Ama işin aslı Suriye’de sonuçlarını son iki yılda gördüğümüz bir proje yürütüldü ve bu projeyi engelleme potansiyeli olan tek ülke Türkiye’yi frenlemek için Lahey kartı açık tutuldu.

Mesele budur.

Türkiye’yi frenlediler de.

Lahey  baskısı Ankara’yı ister istemez daha defansif bir pozisyona itti.

Devlet kurumları içinde, özellikle orduda, FETÖ’cülerin de etkisiyle oluşan sert defans, hükümet iradesinin önüne geçti.

MİT tırları durdurulup tırları taşıyanlar kelepçelenip teşhir edildikten sonra Türkiye’ye yakın gruplara verilen destek ister istemez tavsadı.

Bunun sonucu da kabaca şöyle oldu:

İran’ın kontrolündeki gruplar büyüdü, palazlandı.

Rejim, Rusya’dan doğrudan destek alınca küllerinden doğdu.

ABD destekli PKK 65 bin kişilik bir orduya kavuştu.

Özgür Suriye Ordusu ise, Lahey baskısı yiyen Türkiye’nin defansa çekilmesiyle gün be gün mevzi kaybetti, güçten düştü.

SONUÇLARI 2015 YAZINDA GÖRDÜK

Durumun vahametini ateş kendi topraklarımıza düşünce fark ettik.

2015 yazını PKK’nın, DEAŞ’ın Türkiye’nin doğusunu-batısını cehenneme çevirme hesaplarıyla karşıladık.

Suriye’den çekilince, Suriye’yi bize getirmek istediler. 

PKK, Suriye’deki kazanımlarının verdiği hevesle Türkiye topraklarına yöneldi.

Uzatmayalım, 2015 yazından 2016 sonuna kadar yaşananları biliyoruz.

Şurası kesin.

15 Temmuz kalkışması eğer başarısız olmasaydı, başarısız olduğu için Ordu içindeki FETÖ’cüler tasfiye edilmemiş olsalardı, ya da Ordu artık başka çaresi olmadığını anlayıp Fırat Kalkanı Operasyonu’nu başlatmamış olsaydı, çok daha tehlikeli bir mecra içinde olacak idik.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA