17 Temmuz 2018 Salı

Abdurrahman Dilipak: Hep onlar bizimle 'ilgilenecek' değil ya, biz de onlarla ilgileneceğiz bundan sonra..

26-04-2017 07:30 Güncelleme : 26-04-2017 07:52

Abdurrahman Dilipak: Hep onlar bizimle 'ilgilenecek' değil ya, biz de onlarla ilgileneceğiz bundan sonra..

Onlara sesleniyorum, düşün yakamızdan. Bizim artık müstagriblerimiz de olacak.. 4 yılda 4 fakülte okuyup bununla da yetinmeyecek gençler geliyor.. Vatikan’a da gidecekler, Tel-Aviv’e de.. Hindistan’a da gideceğiz, Buda’sını, Konfüçyanizm’i de, Şintoizm’i de, onlar istemeseler de!. Hadisleri Concordans’tan araştırdığımız günler geride kalıyor.. Hep onlar bizimle “ilgilenecek” değil ya, biz de onlarla ilgileneceğiz bundan sonra. Yusuf Kara’nın oğlu, Viyana’da Vatikan ilahiyatında okumadı ama, o da “Latince” seçti. Latince konuşuyor. Nadire Kara Viyana’da benim kızımın rehberi idi, hocası da İhsan Süreyya Sırma ve onun gibiler. “İbranice” öğrenen, “Aramice” öğrenen gençler geliyor.. Peki bu müfsit karakterli adamlar kim oluyor?

“Cehaletin bu kadarı ancak eğitimle mümkündür” diye bir söz vardır biliyorsunuz.. Bir “aydın ihaneti”, “aydın yabancılaşması” vardır.. Zaim Üni.’de bir  rektör yardımcısı vardı, Gezi benzeri olaylara sanatçı ve aydın denenlerin desteği ile ilgili olarak, “dağdaki çoban salim bir akıl ve ferasetle böyle bir ihanete bu kadar kolay gelmezdi” anlamına gelen bir söz söyledi de, adamı istifaya mecbur ettiler..
 
Bilirsiniz benim 65 yayınlanmış kitabım var. Bana “bunları nereden öğrendin” diye soruyorlar. Ben de “okuldan kaçtığım saatlerde” diyorum. Bu kitaplardan biri de “Bu din benim dinim değil”. Okullarda okutulan din derslerindeki dini reddeden bir kitap.. Hep diyorum, öğretmenler üzerinden aklımızı, imamlar üzerinden dinimizi hedef almak istiyorlardı.. “İmam okulları” durup dururken açılmadı. Kirby raporu ile bu okullardan TSE damgalı bir dinin misyoneri olarak yetiştirilmek isteniyordu bizim çocuklarımız. İmam okullarından mezun olanlar Sünni ailelerin çocukları sağ partilerin ucuz oy deposu olacaktı. Alevilerin çocukları köy enstitüsüne, öğretmen okuluna gidecek, Tonguç babanın ellerinde sol partilerin ucuz oy deposuna dönüştürülecekti. Bu okullar bir transformasyon / dönüşüm ocağı olacaktı. Soğuk savaşın alternatörleri üretilecekti.
 
Benim eğitime karşı olduğumu herkes bilir.. Evet dört çocuğumdan biri liseyi dışarıdan bitirdi, öteki açık lise mezunu. Okulların müfredatı bana dar gelir.. Verimsiz gelir.. Bir yabancılaşma aracı olarak görürüm, o ezberletilen şeyleri..
 
MEB daire başkanlarından biri, el altından yönettiği bir internet sitesinde, müstear isimle yazdığı makalesinde beni hedef gösteriyor. Kızım üzerinden beni vurmaya çalışıyor. Benim kızım rahibe okulunda okumuş. “Rahibe oldu” demeye getiriyor aslında. Başörtüsü yüzünden burada  öğrenim göremeyince gittiği Viyana’da bir yandan İslam ilahiyatı okurken, öte yandan, Cemil Meriç’in ukdesi olan, hem müsteşriklerden söz ediyoruz ya, “neden bizim müstagribimiz yok” sorusuna cevap olsun diye, bunu bir görev, bir vasiyet kabul edip, o göreve talib olalım dedik, o da olmadı. 17 yıl önceydi, şimdi birtakım bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olan adamlar, o günlerde gazetelerde, dergilerde yazılıp-çizilen bir konuyu bugün farklı bir gündemle tartışıyorlar. 28 Şubat günlerinde bile, Hürriyet gazetesi, bugün MEB’deki bir daire başkanının sitesindekinden çok daha namuslu bir şekilde yaklaşmış konuya..
 
Elhamdülillah biz hepimiz din-i Mübin-i İslam’a hizmet yolunda, sırat-ı müstakim üzereyiz. Malımız, canımız, sevdiklerimiz Allah, resulü ve kitabı mübin yolunda feda olsun.
 
Sahi bu eblehleri, kim nereden bulup da makam sahibi yapar. Kim böyle önemli kurumların başına daire amiri yapar.. Hem de bu konuda bedel ödemişlerin iktidar olduğu bir zamanda. Onların bu cür’et ve cesareti nereden gelir. Kim var bu heriflerin arkalarında.
 
Evet bugün bizim sağlıkçılarımız üzerinden sağlığımızı, bugün bizim tarımcılarımız üzerinden tarımımızı, bizim veterinerlerimiz üzerinden hayvancılığımızı, bizim askerimiz, polisimiz üzerinden güvenliğimizi tehdit ediyorlar. 15 Temmuz neyin nesi idi. Bizim “Milli eğitimimiz” içinde, Fulbright’e itiraz edenleri hedef gösteren tetikçilerimiz var! Siyasetçilerimiz üzerinden bu memlekete neler yapıldığını bilmeyen var mı? Siyaset halka hizmet vesilesi olması gerekirken mevcutlar eliyle neler yapıldı bugünlere kadar bilmeyen var mı? 
 
Onlara sesleniyorum, düşün yakamızdan. Bizim artık müstagriblerimiz de olacak.. 4 yılda 4 fakülte okuyup bununla da yetinmeyecek gençler geliyor.. Vatikan’a da gidecekler, Tel-Aviv’e de.. Hindistan’a da gideceğiz, Buda’sını, Konfüçyanizm’i de, Şintoizm’i de, onlar istemeseler de!. Hadisleri Concordans’tan araştırdığımız günler geride kalıyor.. Hep onlar bizimle “ilgilenecek” değil ya, biz de onlarla ilgileneceğiz bundan sonra. Yusuf Kara’nın oğlu, Viyana’da Vatikan ilahiyatında okumadı ama, o da “Latince” seçti. Latince konuşuyor. Nadire Kara Viyana’da benim kızımın rehberi idi, hocası da İhsan Süreyya Sırma ve onun gibiler. “İbranice” öğrenen, “Aramice” öğrenen gençler geliyor.. Peki bu müfsit karakterli adamlar kim oluyor?
 
Tabii, kafası öteki türlü çalışanları Milli Eğitime şef yaparak bu hedefe ulaşamazsınız..
 
Bunlar tek kişi değil, genel olarak söyleyeyim, sahi bu adamları nereden buluyorsunuz? Kim aracılık ediyor bunların terfi ettirilmesine. Eğitim Bir-Sen’e sorsaydınız bir. Ya da bugün sorun. Başka vakıflar, dernekler var. Herkesin bildiği, şüyu bulan şeyler var. Bu arkadaşların benim bildiklerimizden daha fazlasını biliyor olması gerek.. Eğitim Bir-Sen’lileri bu adamların eline bırakırsanız hayallerinizi gerçekleştiremezsiniz.. İçerideki, yanınızdaki gafiller, dışarıdaki hainlerden daha tehlikeli olabilir.. Bunlar hayra fren, şerre motor olan tipler.. Bunları “suyun başı”ndan uzaklaştırmazsanız bu millete yazık edersiniz. Öğrenim kurumları, belki de bir toplum için en öncelikli kurum olmalı. Diyanet ve mektep.. Din ve hayat! Beslenme ve sağlık! Ve tabii güvenlik!
 
Bakalım bundan sonra neler olacak! Yetkililer gereğini yapmazsa, gereğini yapan biri çıkar. O “bay” o yazıyı o siteden kaldırıp özür dileyecek.. Dilemezse ne olur, o zaman görürüz. Hiçbir şey olmazsa, bu işin bir de mahkeme-i kübra’sı var! Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz..
 
Bu dünyada yaptığımız ve yapmamız gerekirken yapmadığımız, söylediğimiz ve söylememiz gerekirken söylemediğimiz her söz kaydediliyor. O iş ve sözlerin hesabının sorulacağı bir gün var.. Bu dünyada yapıp-yapmadıklarımızla ya kendi cennetimize sırtımızda tuğla taşıyacağız ya da kendi cehennemimize kendi sırtımızda odun taşıyacağız..
 
Söyleneni anlamayan, söyleyeceği sözü bilmeyen, dostunu-düşmanını tanımayan birtakım adamlarla nereye kadar gidebiliriz?.
 
Bir kişide olmayan bir şeyi başkalarına isnat edenler, eğer o şey o kişide yoksa, o şeyi yapmış gibi hesaba çekilecekler. İftira ettikleri kişinin günahlarını da sırtlanacaklar.. MEB’de benim ve kızımın günahlarının gönüllü hamallığını üstlenen birini buldum, ne gam! O kişi doğduğunda ben meydanlardaydım ve o gün çıktığım yolculuk devam ediyor. Günler, ne düşmanlıklar gördüm. Bunlar ne ki! Ve ne dostluklar gördüm.. Elhamdülillah..
 
Kınayanların kınamalarına aldırmadan, ıslah edici gibi gözüken bozguncuların ifsadına itibar etmeden, durmak yok, yola devam. 
 
Selâm ve dua ile..

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

Günün Makaleleri

ANKET - ARAŞTIRMA