18 Kasim 2017 Cumartesi

'Din yorgunluğu' toplumda ciddi bir sorun

08-01-2017 22:51 Güncelleme : 08-01-2017 22:51

'Din yorgunluğu' toplumda ciddi bir sorun

Necdet Subaşı Bursa'da dini yaşayışımız ve dünyada değişen İslam algısı üzerine konuştu

Sinemanın keşfiyle önce görüntüler dünyasına dâhil edildi insan soyu ve sonra da bu görüntülerden kurulan dünyanın çekiciliğine tutsak kılındı. O zamandan beridir görüntü, gerçeğe galebe çalmıştır. O zamandan beri de neyin gerçek neyin görüntü olduğuna ve hatta gerçeğin ne kadar olacağına, görüntünün ne kadar olacağına hep birileri karar vermiştir.

Modern zamanların kaderi, görüntülere teslim olmak. Bu çağ da, görüntülere teslim olan bir çağ. Ve bu durum bizi de, biz Müslümanları da vuruyor ne zamandan beri. Son zamanlarda bilinçli bir algı yönetimiyle “Müslüman= terörist” algısını zihinlere kazımaya çalışıyorlar. Bunda başarısızlar, diyemeyiz. Geçmişinde Müslümanlarla muhatap olanlar ya da bir şekilde Müslümanlarla ilgili sahih bilgisi olanlar buna kanmıyor belki ama ya bu kesimlerin dışında kalan insanlar?.. Onların etkilenmediğini söylemek fazla iyimserlik olur sanki.

Başbakan Başdanışmanlığı görevini de yürüten Dr. Necdet Subaşı, bu konuya akademik bir disiplinle kafa yoran ve duygusallıktan uzak tespitler yapan biri. Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin Cuma Meclisi’ne konuk olduğu 23 Aralık 2016 Cuma gecesi de bu konuda sohbet etti. Anlattıkları belki bizler için can sıkıcı şeylerdi ama bunların da konuşulması ve buna göre bir vaziyet alınması da gerekiyor öte yandan.

Birbirinden kopuk dini hayatlarımız var

“Kabul etmek gerekir ki dini hayatımızda bir travma yaşıyoruz. Bu travmanın dışında, kendine özgü dini hayatlar da üretiyoruz. Mesela bazı şehirlerimizde içki içmeyen, Cuma kılan, oruç tutan birisi dindar addedilirken bazı bölgelerimizde sadece bunları yapmak o kişinin seküler olması için yetiyor. Birbirinden kopuk dini hayatlarımız var ve aslında bunlar hep algıyla ilgili şeyler.” cümleleri, Necdet Subaşı’nın konuya giriş cümleleriydi.

“Din yorgunluğu” yaşıyoruz

15 Temmuz alçak darbe kalkışmasını dini görünümlü bir terör örgütünün yapmasının, toplumu dini bilgilerini gözden geçirmeye ittiğini söyleyen Subaşı, konuyu şöyle özetledi: “Sanırım toplumun her kesimi bu bilgilerini gözden geçirirken kendinde eleştirecek bir şeyler de buluyordur. Yaşananlarda hepimizin payı var aslında: Bazılarımız bu ortamı besledi, bazılarımız göz yumdu, bazılarımız destek oldu, bazılarımız yanlışlıkları uyarmadı…

Toplumbilimde ‘Din yorgunluğu’ diye bir kavram vardır. Şimdi din yorgunluğu yaşıyoruz. Bu, toplumumuz için ciddi bir sorun halini aldı. Toplumumuz yakın zamana kadar hadis, sünnet, zekat, sadaka vb. İslami kavramları ısrarla ve özellikle konuşuyordu ama artık böyle konuları açamaz olduk. Bunun sebebi de, yaşadığımız travmalar ve travma sonrası ortaya çıkan din yorgunluğudur.”

İslam’ın değişen imajı

Dünyanın sadece Müslümanlardan ibaret olmadığını ve eskiden belki gücü, kuvvetinin yanında ihtişamıyla da anılan Müslüman algısının günümüzde artık olumsuz yönde değişmeye başladığını, buna gecikmeden kafa yormamız gerektiğini, bu algıyı düzeltmek için çabalamamız gerektiğini söyleyen Subaşı, konuyu şu sözlerle detaylandırdı: “Tekbir getirerek kafa kesen bir IŞİD gerçeği var artık. Bu şiddeti gören insanlar, bu şiddeti dinin neresine oturtacaklar? Charlie Hebdo baskınına şahit olan bir çocuk, büyüdüğünde Müslümanları nasıl algılayacak? Sadece o değil, bizde de hâlâ çocuk olup bu vahşi şiddetle tanışan çocukların din algısı ne olacak?

Kabul etmeliyiz ki Batı, Müslümanların şiddet ve sertlikle anılmasını sağladı artık. Bu algı, İslam’ın yüzlerce yılda oluşturduğu ‘İslam, barış ve kardeşlik dinidir.’ algısını yok etti. Bundan sonra, belki de bir yüz yıl boyunca hep kendimizi savunmak zorunda kalacağız, tüm entelektüel enerjimizi bu konuya hasredeceğiz. Hayır, bu bizden çok çocuklarımızın sorunu olacak aslında! Onlar, Müslümanların terörle ilişkilendirildiği bir dünyada büyüyüp yaşamak zorunda kalacaklar ve yazık ki hep bir şeyleri açıklamak, hep bir şeyleri savunmak zorunda kalacaklar. Bu, basit bir şey değil. Aradan şu kadar zaman geçmesine rağmen ben Moğolları öfke ve nefretle hatırlıyorum. Batı, bize de işte böyle bir algı, böyle bir nefret hazırlıyor.”

Dini vicdanlara hapsetme projesi tutmadı

Türkiye’nin son yıllarda kaydettiği gelişmelerin herkeste bir özgüven doğurduğuna dikkat çeken Subaşı, milletimizin içinde bulunduğu durumu sanki fetretten çıkan bir ülkenin insanlarının haline benzetti. Oysa Osmanlı fetretten çıkmamış, yıkılmıştı ve bu yıkım sancılı olmuştu. O dönemleri şu sözlerle anlattı Subaşı: “Dönemin aydınları ‘Osmanlı nasıl kurtulur?’ sorusuna cevap arıyordu. Şuna dikkat çekmek isterim, o zaman Abdullah Cevdet hariç dönemin tüm aydınları samimi olarak buna çare arıyordu. Bazısı bu çareyi dinde bulurken bazıları da dinden uzaklaşmakta arıyordu. Unutmayın ki biz bir yüz yıl boyunca ‘İslam ilerlemeye engel midir?’ sorusunu tartışan bir toplumuz. O yüzden de bu tartışmaları anlamak zorundayız. Hepsinde Osmanlıyı kurtarma endişesi vardı dönemin aydınlarının. Niyetleri ülkeyi sadece kurtarmak da değildi, yaşatmaya da kafa yoruyorlardı. O tartışmalar hep devam etti ve günümüze gelindi.

Günümüzde insanımız, Osmanlı hiç parçalanmamış gibi bir heyecan içinde. Ama dini ne yapacağımıza da karar verebilmiş değiliz. Batı, bu kararı çoktan verdi. Dini, toplum hayatından çıkardı, vicdanlara hapsetti. Ama biz nereye oturtacağız, buna karar vermiş değiliz. Türkiye’yi uzun süre yöneten elitler, Türkiye’yi dinden uzak tutmak için çabaladılar ama günümüze gelindiğinde yine herkesin kendini dini kimlikle açıkladığını görüyoruz. Yani dini vicdanlara hapsetme projesi tutmadı.”

Müdahale cemaatleri doğurdu

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde dinin devleti meşrulaştırıcı bir fonksiyonu olduğunu ve bu fonksiyon yüzünden özellikle yöneticilerin dini kurumlarla yakın temas kurduklarını söyleyen Subaşı, Cumhuriyet döneminde bu durumun değiştiğini şöyle anlattı: “Cumhuriyet dönemi yöneticileri dinin devleti meşrulaştırma fonksiyonuna ihtiyaç duymadılar. Dolayısıyla devlet, dinin toplum hayatını tanzim eden boyutunu arka plana iterek onun ‘itikat-ibadet-ahlak’ boyutlarını öne çıkardı. Devlet bunu hayata geçirmek için çabaladı. Bunu yaparken de toplumu baskıladı ve farkına varmadan bir sürü cemaatin ortaya çıkmasına yol açtı. Ortaya çıkan bu cemaatlerin bazısı samimi iken bazısı da dinin verdiği gücü kullanmak isteyen kötü niyetlilerin kurdukları cemaatlerdi. Bazen de bunların arasında samimi ama yetersiz olanlar da vardı. Kısacası ortalık cemaatlerle doldu. Devlet, dini kontrol altına alacağım derken bunu başaramadı. Başaramadığı gibi, dini görünüm altında bir sürü cemaatin ortaya çıkmasına da yol açtı. Bu cemaatler, zamanla toplumun algısını etkilemeye başladı.”  

İki çeşit din

Devletin din ile bu şekilde ilişkisinin iki çeşit din doğurduğunu söyleyen Subaşı, bu dinleri de şu sözlerle açıkladı: “Bu durum, dinin iki şekilde görünmesine sebep oldu: Açık din ve kapalı din… Açık din kendisini Diyanet Kurumu ile ifade ederken kapalı din de kendisini cemaatler aracılığıyla ifade etmeye başladı. Cemaatler de ayakta kalmak için yeraltına indi. Hayatta kalmak için de katı kurallar koydu ve kendisini toplumdan soyutladı. Üyeleri arasında herkesten farklı bir ağ oluşturdu. Günümüzde dini cemaat deyince çok geniş bir yelpazeyi düşünmek zorundayız. Bunların tümü kendilerini din ile açıklayıp bu şekilde meşruiyet buluyorlar. İşte bu cemaatlerden bazıları zamanla büyüyüp belli bir güce ulaştılar. Cemaatlere bakıldığında, belli bir güce ulaşıncaya kadar cemaatlerin mistik ve romantik olduklarını görürüz. Ama bu cemaatler belli bir güce ulaşınca talepkar ve hatta tehditkâr olmaktadır. FETÖ de bu zemin üzerinde yeşerdi zaten.”

Şeffaf cemaatlerden korkmamalı

Subaşı, günümüzde Diyanet üzerinden kendini ifade eden açık din anlayışının son zamanlarda aldığı tavrı ve bulunduğu yeri doğru bulduğunu ifade etti. Diyanet’in artık toplum sosyolojisine uygun bir tutum takındığını belirten Subaşı, kapalı örgütlenmelerin ise her zaman bir risk olduğunu ve zamanla onların tehdit haline gelebileceğinin tarihi deneyimlerle sabit olduğunu söyledi. Subaşı, kendisini gizlemeyen, bir şekilde halkın ve devletin denetimine açık olan cemaatlerin risk oluşturmayacağını belirterek sohbetine son verdi.

Kaynak: Dünyabizim

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA