24 Mart 2017 Cuma

Eğitime 'cahil hoca' şart!

19-09-2016 17:38 Güncelleme : 19-09-2016 17:38

Eğitime 'cahil hoca' şart!

Jacques Rancière, Cahil Hoca kitabı boyunca okurlarına akıl almaz yolu göstermeye devam eder yani öğretenlerin entelektüel bağımsızlığı için gerekli olan şey, konumlarıyla çelişkili bir şekilde cehaletin bir imkân olduğunun farkına varmaktır.

Günümüzde eğitim kurumları ve eğitimciler hakkında gazetelerde ve dergilerde kayda değer pek metin yayımlanmıyor. Handiyse sadece sınav zamanlarında akla gelen devasa bir alan var karşımızda.

28 Şubat’ı da içine alan dönemde kendisini eğitimin adeta merkez valisi ilan eden ve güçlü kabul gören yazarda da bu durum var. Fakat doğru ayarı tutturtmaktan uzak karabasanlılar durumun pek farkında değil. Şüphesiz eğitim alanına dair düşünme faaliyetinin son derece cılız olması bunun başlıca sebebi. Oysa hemen herkes eğitimin sorunlarından şikâyetçi gibi görünüyor.

Kabul edilmelidir ki, klasik okulun içinde bulunduğu çıkmaz, yirminci yüzyıldan kalan mirasla içinde bulunduğumuz dönemin eğitim felsefesinin çok mürekkep akıtılmış konularındandır. Bu yüzden 1960’lardan bu yana okula dair eleştiriler yükselirken, eğitim pratiklerinin yeni sıfatlarla birlikte düşünüldüğü görülmektedir.

Bugün çağdaş eğitim teorisinin çıkış yolu aradığı kriz, öğretme faaliyetinin ne anlama geldiği sorusuyla birlikte öğretme pratiklerinin yeniden ele alınmasını gerekli kılmaktadır.

Bu noktada elimizin altında sıkı çalışmalar yok değil. Bunlardan bir kısmı Milli Eğitim Bakanlığı’nın aday öğretmenlerle yönelik hazırladığı okuma listesinde de yer alıyor. Elbette kanonik metinler üzerinde uzlaşma sağlamak zor ama bunu iblisçe yorumlamamak gerekir. Umarız bu liste, başka kitaplarla daha kalıcı hale getirilecek bir uygulamaya öncülük eder.

Eğitimin türlü cepheleri arasında mekik dokuyan ve konunun çağdaş klasiklerinden sayılan Cezayir doğumlu Fransız felsefeci Jacques Rancière’nin kaleme aldığı Cahil Hoca kitabı da listede öne çıkan eserlerden. Kitabın dört numaralı olduğunu belirtirsek eserin defansif yönünü kavramak kısmen de olsa mümkün olabilecektir.

Filozofun Cahil Hoca kitabındaki beş metninde eğitim konusunu hakkıyla ele aldığında şüphe yok. Onun bu konuda söylediklerinin farklı alanlardaki yaklaşımlarını dikkate almadan kavramanın mümkün olmadığı da belirtilmelidir. Rancière kitabında daha ziyade şunun üzerinde durur: “Özgürleşmiş birinin asıl kâdir olduğu şey özgürleştirici olmaktır: Bilginin anahtarını vermek değil, bir zekânın kendini başka her zekâya ve her zekâyı da kendine eşit gördüğü zaman ne yapabileceğinin bilincini kazandırmaktır.” ( s. 45)

HOCANIN İLK MEZİYETİ; CEHALETİ

Cahil Hoca kitabının maksadını anlamak açısından filozofun kendisinin yaptığı şu açıklamayı birlikte okuyalım: “Hocaların meziyetleri hakkında konuşmak için buradayız. Cahil Hoca adlı bir kitap yazdım. Yani en mantıksız konumda gibi görünen bu konuyu savunmak bana düşüyor: Hocanın ilk meziyeti cehaletidir. Kitabım, eğitimsizlerin onlara bir şeyler açıklayan bir hoca olmaksızın kendi kendilerine öğrenebileceklerini ve hocalarınsa kendilerinin de bilmediği şeyleri öğretebileceklerini ilan ederek 1830’larda Hollanda ve Fransa’da skandal yaratan eğitimci Joseph Jacotot’nun öyküsünü anlatıyor. Pedagojinin yüzeysel paradokslarla meşgul olduğu şüphesine, pedagojinin tarihinin klişeleri ve mantıksızlıklarından hoşnut olduğu şüphesini ekliyoruz.

 Ancak burada paradoksun hazzıyla değil; bilme, öğretme ve öğrenmenin anlamının temel bir incelemesiyle uğraştığımızı; bunun pedagoji tarihine olduğu kadar, pedagojik akılla toplumsal aklın birbirinden ayrılmaması bağlamında, tamamıyla güncel olan bir felsefi yansımaya keyifli bir yolculuk olduğunu göstermek isterim.” (Jacques Rancière, “Cahil Hoca”, Çeviren: Siyahî, 2007, sayı: 9)

Rancière, eğitimi Michel Foucault gibi doğrudan bir “iktidar mücadelesi” olarak değerlendirmek yerine, öncelikle “özgürleşme ve eşitlik pratiği” olarak ele alır ve bunu da kitabında oldukça ikna edici bir şekilde temellendirir. Esas konudan uzaklaşmadan birkaç noktaya temas etmekte sakınca yok. Diğer eserlerinde edebiyatın hiyerarşik bir eğitim mekanizması olamayacağını vurgulayan Ranciére, bir edebiyat eserinin, hiçbir otoriteye ve statüye sahip olmadan ve buna ihtiyaç duymadan insanların zekâsına ve duyarlılıklarına kendiliğinden hitap ettiği kanaatindedir. Dolayısıyla edebiyatçı, bir “bilen kişi” olarak, hiyerarşik mantığı yeniden üreterek okuyucuyu aptallaştıran değil; tam tersine, düşüncede yaktığı kıvılcımlar, oluşturduğu duyarlılıkta yarattığı duyumsamalarla zihinleri özgürleşmeye davet edendir.

Ranciére, demokrasi konusunda da benzer yaklaşımlar geliştirir. Ona göre demokrasi yoksulların, zenginlik, mevki-makam ve uzman-bilgiden kaynaklanan her türlü egemenlik ilişkilerini eşitlik ve özgürlük temelinde kırma imkânına sahip özgürleştirici siyasi öznelliklerin yaratılmasının başlangıç noktası olmalıdır.

Rancière’in eğitimle alakalı olan düşüncelerini açıkladığı eserini hakkıyla kavramak için biraz da farklı alanlara yol almak gerektiğini söylemiştim. Onun felsefî güzergâhına zamandizinsel olarak yakından bakıldığında 1960 sonrasında birkaç kopuş yaşadığı görülecektir. Louis Althusser’le birlikte kaleme aldığı Kapital’i Okumak kitabının ardından “hocasıyla hesaplaşma” olarak adlandırabileceğimiz kopuşla öncüsünün yaklaşımlarını terk etmiştir.

Rancière, Althusser’in dar yapısalcılığından ve katı bilimci tutumundan uzaklaştığı 1970’li yılların sonunda felsefeden politikaya, edebiyattan sinemaya devasa bir çalışma alanına açılır. Sonra XIX. yüzyıl işçi kültürü üstüne yaptığı araştırmalara eşzamanlı yürüyen felsefî sorgulamalarla Batı felsefesinin yoksullara dair ortaya attığı fikirlerin eleştirisini yapar. Bu doğrultuda kaleme aldığıFilozof ve Yoksulları ise ikinci önemli ayrılığı oluşturur.

Görünüşte tepkisel fakat esasında son derece felsefî olan bu çalışmasında Rancière, Platon’dan bu yana siyasi düşüncenin bireyleri “bilen” ve “bilmeyen” şeklinde ayırma eğiliminde olduğunu gayet yetkin bir şekilde göstermeyi başarır. Gelgelelim bir yandan vasıflı elitler liyakate yaslanarak yönetme arzularından asla vazgeçmezler. Buna mukabil cahil halk sınıfları kendi temel itkilerinin kurbanı olur bu ise her hâlükârda yönetilmeyi onların döngüsel kaderi haline getirir.

Aslına bakılırsa Rancière düşüncesinin 1990’dan itibaren parça parça sunulacak özgün sorunsalı bu kitabında ortaya konulmuştur. Zira ona göre Batı felsefesi tepeden bakmak istemediği durumlarda dahi, bilerek veya bilmeyerek, hep tepeden bakmıştır yoksullara. İşte bu açıdan Filozof ve Yoksulları, Batı felsefesinin eleştirisi, yoksullara tepeden bakmayan bir felsefenin kurucu noktasıdır. Çünkü kadim zamanlardan modern düşünürlere felsefe yapanlar, kendilerinin felsefe yapamayanlara üstün olduklarını iddia etmişlerdir.

Bana kalırsa bu anlamda bu kitabı daima göz önünde bulunduran karşılaştırmalı okumalar yapılması gerekir. Onun Cahil Hoca kitabı başta olmak üzere eğitim problemine yaklaşım tarzı konusunda, belli noktalarda sıkça tartıştığı Alain Badiou şunları söyler: “Rancière, eğitimin siyasal süreçte merkezi bir konum işgal ettiğini ileri sürmez. Bu anlamda Platon’un çıkardığı sonucu teyit etmez. Ancak, bunun aksini, yani eğitimin hiçbir ayrıcalık taşımayan bir üstyapı teşkil ettiğini de ileri sürmez. Bu benim Rancière’in ‘ortanca’ dediğim tarzına iyi bir örnek, hatta belki onun kaynağını teşkil eder. ‘Ortanca’ derken merkezci demek istemiyorum, daha ziyade, asla doğrudan doğruya sonuca bağlamayan bir şeyi kastediyorum.

Bu ortanca tarz, Rancière’in miras alınan çözümlerinin daima onları şüpheye düşüren bir oyuna girdikleri bir noktayı aramasından ileri gelir; bu şüpheye düşme durumu, söz konusu çözümlerin varsayıldığı kadar aşikâr olmadıklarının kanıtı olarak iş görür.”( Alain Badiou, Fransız Felsefesinin Macerası 1960’lardan Günümüze, Çeviren: P. Burcu Yalım, Metis Yayınları, İstanbul, 2015, s.156)

Ne var ki Jacques Rancière’in çetrefil dilli zor okunan bir filozof olduğu söylenir. Hatta bu noktada 1957’de şairlerin topluca katıldıkları bir şiir matinesinde Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Benim okunmaz dilim var” deyişinden yardım alabiliriz. Gerçi filozofun bu kanıda olduğuna dair bir kanıt yok elimizde ama okurlarının bu noktada söyledikleri yabana atılamaz. Elbette bu kimi zaman mütercimlerden kimi zamansa onun kendi üslubundan kaynaklanır.

Yazıları, kendisinin içerisinden yazdığı, Fransız entelektüel üslubuyla içli dışlı olmayanların yabancı kalacağı kimi polemiklerle doludur. İlk izlenimin ötesinde, kitapları somut olarak ele alındığında görülen bir ölçüde farklıdır ama yine de her fikri her eser gibi yavaş ve düşünülerek birkaç defa okunması gerektiği söylenebilir.

Rancière’in eserleri kırk yıllık yoğun bir eğitimciliğin süzgecinden damıtılarak oluşturulduğundan “bir şey üzerine” kuramlar olarak ele alınmak yerine bir şeye müdahaleler şeklinde mütalaa olunmalıdır. Bu çerçevede Rancière’in Cahil Hoca’sı dikkatle okunduğunda görülen odur ki, bu eser hakiki düşünce eserleri gibi, tekrar mekanizmasının ötesinde, bir özgünlük ve yaratıcılık içermektedir.

PEDAGOJİK APTALLAŞTIRMAYA İTİRAZ

Onun eğitim sorunlarının tartışılma şekline getirdiği en önemli soru “Kim kimi eğitir?”dir. Bu soruyu doğru bulanlar olduğu gibi yanlış bulanlar da olmuştur. Hoca figürünün varsayılması gerektiğini düşünenler bu soruyu yanlış bulurken, bilginin ve bilgisizliğin hayatın gücü dâhilinde birbirine denk olduğunu savunanların yolu ise anarşiye çıkar ki bu durumda herkes herkesi eğitir veya kimse kimseyi eğitmez. Ranciére için savunduğu evrensel eğitimi kurumsallaştırmak yeni sorunlar yaratmak anlamına geleceğinden, söz konusu ilkeye göre bunların yerine özgürleşme öğretisinin gerektirdiği şekilde davranabilme üzerine düşünme çabası öne çıkarılması gereken bir tutumdur.

Son kertede eğitim aracılığıyla bir konuda bilgi sahibi olmak, uzmanlaşmak, statü sahibi olmak; entelektüel özgürleşme, düşünce ve doğru davranış üretmekle aynı anlama gelmez. Entelektüel özgürleşme ve düşünceli davranış kişinin zekânın bağımsızlığını ilan ederek, bilen/cahil hiyerarşisine ve pedagojik aptallaştırma sürecine başkaldırmasıyla kazanılmaktadır. Jacques Rancière, “Bir insanı özgürleştirmek isteyen kişinin, ona bilginler gibi değil, herhangi bir insan gibi soru sorması gerekir. Yani öğretmek için değil öğrenmek için” diyor. (s.36)

Rancière, kitabı boyunca okurlarına akıl almaz yolu göstermeye devam eder yani öğretenlerin entelektüel bağımsızlığı için gerekli olan şey, konumlarıyla çelişkili bir şekilde cehaletin bir imkân olduğunun farkına varmaktır.

Jacques Rancière, Cahil Hoca kitabında burada aktarılanın şüphesiz çok ötesinde bir zenginlik ve özgünlükte yaklaşımlarını ortaya koyuyor. Öğrenme ve öğretme üzerine düşünen herkes için bu kitabın temel bir referans olması kaçınılmaz gibi görünüyor. Elbette kitabın bütünlüklü olarak anlaşılabilmesi için müellifin diğer eserleri yanında entelektüel biyografisinin de mutlaka göz önünde bulundurulması gerekli.

Aramakla bulunmaz fakat bulanlar arayanlardır düşüncesiyle Rancière’den şu can alıcı alıntılarla bağlayalım yazımızı: “Cahil hoca cahile olduğu gibi bilgine de (…) ders verebilir: onun sürekli aramakta olduğunu doğrulayarak. Arayan her zaman bulur. İlle de aradığını, hele ki bulması gerekeni bulmaz. Ama bildiği şey ile ilişkilendireceği yeni bir şey bulur mutlaka. Püf noktası bu sürekli teyakkuz, insan aklını kaçırmadıkça dağılmayan bu dikkattir - ki bu konuda bilgin de cahil gibi fevkalade başarı gösterir. Hoca arayanı onun kendi yolunda, tek başına arayışa çıktığı ve aramaya devam ettiği o yolda, tutar.” ( s.39.)

Hâsılı kelam hocanın kendini hedef tahtasına koyarak öğrenme köprüsünden geçmesi gerektiğinin farkındalığıyla kaleme alınan Cahil Hoca, eğitimin içinde bulunduğu durumu ve sorunu görmeye, anlamaya ve tartmaya çalışma sürecine katkısı büyük bir kitap.

 

Asım Öz

Jacques Rancière, Cahil Hoca Zihinsel Özgürleşme Üstüne Beş Ders, Çeviren: Savaş Kılıç, Metis

Yayınları, İstanbul, 2014

Kaynak: Dünya Bülteni 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA

Başkanlık sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Destekliyorum
Desteklemiyorum
Kararsızım