18 Ekim 2017 Çarşamba

Çekmegil: Okumak hiçbir zaman yük olmadı

16-05-2016 16:47 Güncelleme : 16-05-2016 16:47

Çekmegil: Okumak hiçbir zaman yük olmadı

Son alaylı mütefekkir Said Çekmegil Malatya’da 1995 yılında özel bir televizyon kuruluşuna verdiği röportajın deşifresinde ilginç hayat ve düşünce serüveninden anekdotlar yer alıyor

Müslümanların düşünce ve anlayış sorunlarını, engin bir tetkik ve sorumluluk duygusuyla ele alan M. Said Çekmegil İslâmî düşüncenin temel kaynak merkezinde yeniden uyanışı yolunda bir Müslüman, bir terzi, bir yazar, yayıncı gibi pek çok niteliklere sahip alaylı bir mütefekkirdi. Hayatı boyunca Malatya’da sürdürdüğü çalışmalarla, kaynaklara dönüşü savunan tecdid hareketinin sesi olmayı amaçlayan kitaplarla, kurduğu fikir kulübü ile katıldığı yurt içi ve yurt dışı konferans ve seminerlerle Müslümanların bozulan temel bütünlüğünü kurmaya çalıştı. Aşağıda okuyacağınız metin Çekmegil’in Malatya’da 1995 yılında özel bir televizyon kuruluşuna verdiği röportajın deşifresidir. Röportajda son alaylı mütefekkirin ilginç hayat ve düşünce serüveninden anekdotlar yer alıyor. 

Programcı: Sevgili seyirciler!

Bugünkü gündem konumuzda yine ayın getirdiği iki önemli husus var. Bunun birincisi daha önceki programlarımızda arz ettiğimiz gibi yaşlılar haftasının getirdiği özel durum. İkincisi de kütüphaneler haftasının bugün başlamış olması. Biz bu iki unsurun nasıl olur da bir araya gelir diye düşündük. Bir tarafta yaşlılık, öbür tarafta kütüphane. Araştırdık. Malatya eskiden beri kütüphaneye çok meraklı bir şehir. Bu şehirde de her ikisini birden çok iyi bir şekilde yürüten bir hemşerimizin olduğunu öğrendik. Aslında öğrendik demek doğru olmadı. Biliyorduk zaten. Konferanslarını dinliyorduk. Bunu sizler de biliyorsunuz.

Evet, bu iki unsuru da gayet güzel götüren saygıdeğer insan Mehmet Said Çekmegil beyefendi. Üstadımızı evinde ziyaret etmek istedik. Onun hakikaten bir yere taşınamayacak büyüklükte gayet güzel, itinayla hazırlanmış bir kütüphanesi var. Numune-i imtisal olması hasebiyle programı üstadın evinde yapmayı uygun gördük.

Bize kendileri “hoş geldiniz” dediler. Biz de kendilerine “hoş bulduk” diyoruz. Nasılsınız efendim?

Said Çekmegil: Allah razı olsun.

Programcı: Sevgili Said Çekmegil ağabeyimiz. Ben sizin hem yaşlılığınızdan hem de kütüphanenizden bahsettim. Ama size ihtiyar demedim. Fakat siz yaşlılığın en güzel anlarını yaşıyorsunuz. En güzel anlar derken verimliliği kastettim. Bizde ihtiyarlık denilince hemen verimden düşen, ben artık bittim deyip köşesine çekilen kimseler anlaşılıyor.

Said Çekmegil: Allah o halden korusun hepimizi.

Programcı: Fakat ben sizde böyle bir yaşlılık/ihtiyarlık temenni etmiyoruz.

Said Çekmegil: Ben 63 yaşını 144 ay geçiyorum.

Programcı: Allah daha daha hayırlı ömürler versin. Kütüphaneler haftası söz konusu. Sizin de kitap meraklısı olduğunuzu, kitabı alıp biriktirmekten çok,  okuyan, okuduklarından da bir şeyler üreten ve her yıl da –maşaallah- rekor sayıda kitaplar piyasaya süren, bir sürü okuyucuya sunan değerli bir yazarsınız. O konuları da sizinle sohbet edip, bu iki haftanın birleştiği günde ve iki haftanın şahsınızda birleştiği dönemde, hemşerilerimizin huzurunda sizinle konuşmak istedik.

Said Çekmegil: Hemşerilerimize selam olsun.

Programcı: Allah razı olsun, sağ olunuz. Sizi çok eskiden beri tanırız. Benim ilk tanımam zannediyorum 1950’lerde oldu. Bir terzi dükkânınız vardı. Ben daha genç bir öğretmendim. Meraklı bir arkadaşımızla vazife gereği Malatya’ya geldiğimizde bana burada terzi ama güzel fikirleri olan, gazetelere, dergilere yazı yazan bir arkadaş var. İsterseniz ziyaret edelim dediler. O zaman sizi dükkânınızda ziyaret ettik. Tabi aradan kırk yıldan fazla zaman geçti. O günden sonra sık sık sizi ziyaret ettim. Çok sayıda kitabınızı da okudum. Sağ olunuz.

Sizin hayatınızı okudum da ilkokul mezunusunuz. Gerçi ilmin yaşı olmaz. Hatta belki ilmin tahsili de olmaz. Şu okulu bitiren şu kitabı yazabilir ve şu dergiye yazı yazabilir gibi bir kural da yoktur.

Said Çekmegil: Öyle bir gaye de yoktur.

Programcı: Siz buna rağmen hiç boş durmadan sürekli okumuş. Okuduklarınızı da özümsemiş ve bunları halka kitaplar, dergi yazıları ve konferanslar halinde ilettiniz, hâlâ iletiyorsunuz. Bu heves, merak nereden başladı?

Bizim Evde Pedere Hoca Derlerdi

Said Çekmegil: Efendim, bizim evde pedere hoca derlerdi fakat hukukçuydu. O zamanlar Baro reisi diyorlardı şimdi başkanı diyorlar, onunla ortak gibi bir şeydi. Çünkü medrese hukukçularının bildiklerini onlar bilmiyorlardı. Bu yüzden mecburen beraber çalışıyorlardı. Malatya’nın elit zümreleri bizim evde sohbetler yapıyorlardı. Ben mesela Ziya Paşa’yı Mehmed Akif’i o yıllardan tanırım.

Programcı: Oda sohbetleri değil mi? Yani televizyonsuz yılların yaşandığı dönem.

Said Çekmegil: Elbette. O dönemde değil televizyon radyo bile yoktu. O zamanki insanların bir başka kültürel faaliyetleri vardı. Gayet hoştu. Ben etkileniyordum. Bilhassa şiirleri sevmeye başlamıştım. Ben zaten yazarlığa da ilk defa şiirlerle başladım. Neşredilince de hoşumuza gitti, devamlı olsun dedik. Yani düşünme ve yazma zevkim –zannediyorum- aileden geldi.

Ve ben mektebi bırakıp, kuyumculuğa başladım. O zamanlar altını eritmek kömürle oluyordu. Rahmetli validem elimin yüzümün is içinde kararmasına dayanamadı, terziliğe naklettiler.

Programcı: Kıyamadılar galiba.

DÜKKÂNIMIZ YAZARLARIMIZIN KARARGÂHI OLMUŞTU

Said Çekmegil: (Gülüyor) Herhalde. Benim ustam hâlâ sağdır. Malatya’nın Bedri Topal Esmer denen bir sanatkârı. Türkiye’de eşi az olan bir sanatın aşığı idi. Bize de o zevki verdi. Ben mesleğimi de çok sever oldum. Çıraklık, kalfalık derken çok genç yaşta daha otuzuma girmeden dükkân açmıştım. Müşteriler dükkâna girerken, “ustan nerede?” derlerdi. Böyle, hızlı bir yaşantı oluyordu. Bu arada meslekte olduğu gibi fikir hareketleri de beni etkiliyordu. Malatya’da dükkânımız, bazı hemşerilerimizin, şairlerin, hikâye yazarlarımızın karargâhı gibi olmuştu. Necip Fazıl neden sonra Malatya’ya gelince “Çekmegil’in atölyesi akademi” diye yazdı. Hamdolsun. Malayanileri atarsanız bu işler kolay oluyor. Şimdiki insanların çoğu boş zamanlarını malayani ile geçiriyor. Onun için teme fikirden uzak kalıyorlar.

Programcı: O konuya gelmişken, başkası tarafından yazılmış özgeçmişiniz var. Sevgili seyircilerimizin çoğu bilir ama bilmeyenler de vardır. Duyurmak istiyorum.

Said Çekmegil: Teşekkür ederim.

Programcı: 1958’de yayınlanan Büyük İslâm Tarihi’nin ikinci cildinin 164. sayfasındaki  merhum müellif Abdurrahim Zapsu’nun tanıtma yazısından.

Çekmegil’in babası kıymetli bir ilim adamıydı. İmanını çocuklarına da aşılamıştı. Yüksek seviyede yetişen bu arkadaş bütün muhiti kendine bağlamış.

İhsan Işık beyin Yazarlar Sözlüğü’nde ve Panel dergisinin 114. sayısında yer alan tanıtma yazısını aktarıyorum:

Yazar 1337 (M. 1921) Malatya doğumlu. İlkokuldan sonra resmi okullarda eğitim görmedi. Kendi kendini yetiştirdi. Eserlerinde ortaya koyduğu görüşlerin özgünlüğüyle dikkat çekti. Malatya’da sanat ve ticaretle uğraştı. Büyük Doğu Cemiyetinin kuruluş yılları ve daha sonraları çok sayıda il ve ilçede  ve birkaç defa da Almanya’da, İngiltere’de, Mina’da, Mekke-i Mükerreme’de konferanslar verdi. Yazı ve şiirleri; Ehl-i Sünnet, Toprak, Büyük Doğu, Türk Ruhu, Türk Düşüncesi, Yeni İstiklal, Sebilurreşad, Hürsöz, Ufuk, Kriter, Selam, Oku, Edebiyat Âlemi, Babıali’de Sabah, Hizmet, Malatya’dan Ses, Serdengeçti, Vahdet, Panel Türk Edebiyatı ve Kitap dergisi, Haksöz gibi çok sayıda gazete ve dergide yazıları yayınlandı. Yeni İstiklal dergisinin açmış olduğu bir yarışmada deneme dalında yazar olarak birinci oldu. Ve ayrıca İnsanlık Anlayışımız adlı eseri İslâm dergisinin açmış olduğu yarışmada birincilik ödülünü aldı. Ayrıca Yeni Asya’nın açmış olduğu yarışmada da Eğitim Raporu isimli kitabı ikincilik ödülünü kazandı. Eserleri hakkında ilim adamları, araştırmacılar ve pek çok yazar yüzlerce yazı kaleme aldı. Yazar halen Malatya’da araştırmalarına devam ediyor.

Said Çekmegil: Hamdolsun.

Programcı: İnşallah daha uzun yıllar devam eder.

Said Çekmegil: Dualarınızla.

Programcı: Kütüphanede zaten boş raf kalmamış ama birkaç raf daha ilave edersiniz. Kitap meraklısı pek çok hemşerimiz de o kitaplara ve sizin eserlerinize ulaşmış olur.

Evet. Hayatınız böyle geçti ve geçiyor. İnşallah bu merak bu sağlıkla beraber ilânihaye sonuna kadar gider.

Said Çekmegil: Hayat böyle hizmetle beraber olursa ibadet de olmuş oluyor. Çünkü bana göre ibadetin en başında öğrenmek ve öğrendiğini öğretmek olduğu düşüncesindeyim. Bu bakımdan bu ibadeti asırlardır terk ettiğimiz için dünyaya medeniyet yayan bir İslâm âlemi, dışarıdan medeniyet dilenen hale gelmiştir. Neden? Öğrenmek ve öğretmek ibadeti terk edildiği için. Kur’an-ı Kerim’de Tövbe suresinde bir ayetin aklımda kaldığına göre mealinde diyor ki Cenab-ı Hak “Hepinizin birden sefere çıkması doğru olmaz. Bir kısmınız kalsın, fıkıh/ilim edinsin. Bir kısmınız da dönenlere öğretsin.[1]  Yani ben buradan anlıyorum ki (Seyyid Kutup ve birkaç müfessir de böyle demişler) münavebe ile yani bir kısmınız cephede harp ederken diğer kısmınız ilim edinsin. Sonra tekrar yer değiştirsinler ve böyle devam etsin. Bu bakımdan ilim edinmek başta geliyor.  Ben Ankara konferansında izah ettim. Tetkiklerime göre (ki Dünya İslâm Devleti isimli kitabımda anlattım) İslâm devleti kurulur kurulmaz birinci görev iç ve dış emniyeti sağlamak. İkincisi ise eğitim seferberliği. Bu iki işi terk edince o devlet vazifesini yapmamış olur.

Programcı: Kur’an’a Muhatap Olmak isimli başlık altında 30 kitabınız yayınlanmış. İslâm’ın Gerçeği adlı kitabınızla bu sayı 32’ye çıkmış. İsterseniz kitaplarınızın adlarını buradan okuyayım. 

  1. Sünnet-i Seniyye
  2. Altın Anahtarlar
  3. Münevver Anlayışımız
  4. İnsanın Yolu İslâm
  5. Milliyet
  6. İyi Niyet
  7. Limon Ağacım (Şiirler)
  8. İslâm’ı Yaşamak
  9. Müstesna (Denemeler, mensureler)
  10. İnsanoğlu Kendini Arıyor
  11. Tetkiklerde Metod ve Tenkid
  12. Gizli Bir Ses Dedi ki (Şiirler)
  13. Aramızdaki Fark (Şiirler)
  14. Ruhta İnkılâp (Şiirler)
  15. İbadet Anlayışımız
  16. Bilginin Gücü
  17. Bir Nur Doğacak (Şiirler)
  18. İktisat Anlayışımız
  19. Radyofonik Piyes (Servet Bey)
  20. Mü’minde Hürriyet
  21. Siyaset Anlayışımız
  22. Ahlak Anlayışımız
  23. İman Anlayışımız
  24. Diyalektik
  25. Reçeteler, Gelenek ve Gelenekçilik
  26. Çağ Dışı
  27. Vahye Göre Büyük Zulüm
  28. İnsanlık Anlayışımız
  29. Dünya İslâm Devleti
  30. Kur’an’a Muhatap Olmak ve Engelleri
  31. Nasih-Mensuh/Masumiyet ve Recm
  32. İslâm’ın Gerçeği

32 tane çok değerli eseri okuyucularımızın hizmetine vermiş oluyorsunuz.

Said Çekmegil: Hamdolsun. Evvela kendim için çalıştım bunları

Programcı: Şüphesiz ki kitaplar sizin kaleminizden çıkıyor ama herkesin oluyor. Mesela kütüphanesine bu kitabı koyan kimseye bu kitap kimin denilse, benim diyecek. O duygularla almış, benimsemiş, okumuş, bir şeyler öğrenmiş kendisine mal etmiş. Ama yazarı elbette ki sizsiniz.

Said Çekmegil: Hayır. Aslında bizim çalışmalarımızdaki doğruların hepsi İslâm’ın malı. Eğer hatalar görülürse bize ait olan onlardır. Gücüm yettiği kadar İslâm’a ters düşmemeye çalıştım.

Programcı: Bu sohbete başlarken “kütüphaneler haftası” dedik. Sizin evinizin içindeki bu kütüphanenin dışında bir de büyük çarşıda bir işyeriniz/büronuz var. Ben oraya da gelip gördüm. Maşallah buradaki kitaplarınız kadar orada da kitaplarınız var.

Said Çekmegil: Oradakiler daha ziyada bizim neşrettiğimiz eserler. Elbette orada da lazım olur diye başka eserler, tefsirler de var. Ama esas çalışma yerimiz burası.

Programcı: Malatya artı eskisi gibi değil. Malatya her yıl biraz daha kabuğunu genişletmeye çalışıyor. Nüfus artık sığmıyor. Nüfusa oranla okuyucu da artıyor. Bilhassa gençlik.. Üniversitede okuyanlar var, vakıflarla meşgul olanlar var ve diğer gençler var. Bunlar artık okuyacak, aydınlanacak, bir ışık/feyz alacak kaynaklar arıyor. Ben sizde görüyorum ki aydınlık kapısı açıyorsunuz bu insanlara. Nasıl yaklaşıyorsunuz gençlerin bu durumlarına?

FIKIH DERİN ANLAYIŞ DEMEKTİR

Said Çekmegil: Ben okuyan, düşünen gençleri çok seviyorum. Bizim gidemediğimiz, erişemediğimiz yerleri bize naklediyorlar. Onlarla sohbet ederken insan yeni yeni düşünce ve merhaleleri de tanımış oluyor. Onlar gerçi suallerle bizden istifade etmek için geliyorlar ama ben onlardan daha çok faydalanıyorum. Allah onlardan razı olsun. Şimdi –az da olsa- okuyan bilgi öğrenmek isteyen kadınlı erkekli gençler var. Onları tanıdıkça şükrüm artıyor.

Artık eskisi gibi değil hamdolsun. Eskiden birçok yaşlı ebeveyn çocuklarından şikâyetçi olurlardı. Bir türlü namaza gidemiyor gibi bir takım şikâyetleri vardı. Bugün ise gençler babalarından şikâyetçi. Tam tersine döndü. Allah layık görürse, gelişen ve düşünen bir gençlik de geliyor. Allah sayılarını arttırsın. Onlar hurafelerden, hikâyelerden kurtulur, genel fıkhî bir anlayışla (fıkıh zaten derin anlayış demek) fıkha yönelirler. Ve dinlerini katmalardan, atmalardan âri olarak öğrenip ve böylelikle de insanlığa örnek olurlar.

Programcı: Hatırıma bir şey geldi. Bir zaman ya okudum ya da dinledim. Almanya’da bulunan yurttaşlarımızdan birisi Almanya’nın kütüphaneleri nasıldır acaba diye gezmeye gidiyor. Almanya’nın en büyük şehir kütüphanesine gidiyor. O, kapıdan girip kitaplara ulaşınca, kitapları karıştırıp, mütalaa edecek bir masa bulamayacağını zannediyor. Bakıyor ki koca salonda sadece birkaç kişi var. Tuhafına gidiyor. Oradaki kütüphane görevlisinin yanına gidip şöyle diyor: “Ben Almanya deyince kütüphaneleri tıka basa kitap okuyan insanlarla dolu bir yer diye düşünüyordum. Ama görüyorum ki sadece birkaç kişiden ibaret. Bu niye böyle?” Kütüphaneci cevaben ona diyor: “Siz çokluğa bakmayın. Bunların içerisinde bir tane Goethe çıksa bir Almanya hatta dünya eder”^

Said Çekmegil: Antrparantez bir şey sormak istiyorum. Siz Goethe’nin Muhammed Destanı’nı okudunuz mu? Türkçeye tercüme edildi. Hatta Goethe’nin Müslüman olduğuna yönelik tartışmalar yapıldı. Batıda araştıran, düşünen, saplantıları olmayan insanlar ilme yöneliyorlarsa Müslümanlığı kavrıyorlar.

Programcı: Size çok sayıda gençler geliyor. Bunların kemiyeti ile keyfiyeti bir değil tabi. Bunların içerisinde bir veya iki tane gerçeği, hakikati bulan, yaşayabilen veyahut da kendisini geleceğe hazırlayabilen kişi çıksa zaten onlar da kendisinden sonra üç-beş kişi hazırlayacak. Böylece tohum hükmüne geçiyor.

Said ağabey!  Kütüphaneniz gerçekten çok değerli. İstifade etmeye çalışıyorum. Bunu bir vakıf haline dönüştürmek hiç aklınıza geldi mi?

Said Çekmegil: Aklıma geldi de bunun nasıl yapılabileceğini bilemedim. Mesailerim dopdolu. Yeni yeni konferanslar isteniyor benden. Gerek onlara hazırlanırken, gerekse kendimi yetiştirmek için çabalarken bunlara vakit bulamadım. Elbette nakit de mühim de.. Allah dilerse olur. Doğrusu aklımdan geçti. İyi hatırlattınız. Dua edin de öyle yapabilirsek iyi olur.

Programcı: Çünkü ben de yaşıyorum benzer şeyleri. Okuyan, düşünen, tez hazırlayan, doktora yapan hatta dışarıdan gelen gençler var. Bazen evde bulunan kimselere ulaşamıyorlar. Telefon ediyor çıkmıyor, evde olmuyor hem evde rahatsız etmekten korkuyor. Ayrıca evlerimiz öyle kimselerin gelip gitmesine, oturup çalışmasına müsait de değil. Keşke ilim irfana düşkün maddi olan kimselerin veya resmi idarî amirlerimizin böyle evlerinde bol kitapları olan kimselerin kitaplarını umumun istifadesine mazhar kılabilmek için bir kütüphane açsalar veya bir kütüphanenin bünyesine katsalar.

Said Çekmegil: Çok iyi olur. Şu çalışmalarımın kökü üzerinde müsveddesini, daktilosunu ve hatta finansmanını kendim yapıyorum. Sırf benim tetkikimden birkaç Müslümanı da araştırmaya sevk edebileyim diye. Zaten kaynakları onun için çokça veriyorum. Ta ki gitsinler araştırsınlar. Aldığım habere göre reçete isimli eser insanları Kur’an’a sevk ediyor. Reçeteler kitabımda konuları tasnif ettim. Ayetlerin o konuyla ilgili bölümlerini aldım. Reçeteler diye sistemli şekilde koydum. Benim küçük kardeşim doktordur. Kendisine “reçeteyi sadece siz yazmazsınız. Biz de yazarız” diye sitem etmiştim. Evet. Bunlar dergilerde ufak ufak çıkmıştı. Temyiz dergisi vardı bir arkadaşımın. O bana bunlar bir arada görmek istediğini söyledi. Benim de hoşuma gitti kitaplaştırdım. Yani bütün bunlar için vakit ve nakit lazım. Destek olacak kimseleri de arama imkânım olmadı. Arayamadım. Zamansızlıklardan ve imkânsızlardan içinden geçerek bunlar oluyor. Hakikaten çokları diyorlar ki, bunları yayınlamak ve dağıtmak için başkaları şirketler kuruyor, siz nasıl yapıyorsunuz? Ben de onlara diyorum ki, bu Allah’ın bir lütfu oluyor herhalde. Bir tek sade yaşamamız gerekiyor. Pek çok masraflardan uzağım. Böylelikle bunlar iç içe –Allah’ın izniyle- çıkıyor.

Programcı: Siz vakit ve nakit dediniz ya, maşallah vaktiniz var. Enerjiniz de var elhamdülillah. Nakiti de Allah verir inşallah.

Said Çekmegil: Benim hamdolsun bir ihtiyacım yok ama büyük işler yapacak çapta değilim.

Programcı: Bakıyorum da yaklaşık olarak ömrünüzde her iki yıla bir kitap sığmış. Çünkü ikinci, üçüncü baskısı olan pek çok kitabınız var. Ve daha 4-5 tane eserin hazır olduğunu ve yakında yayınlanacağını söylüyorsunuz. Bunlara zaman ve enerji bulmak kolay değil.

Said Çekmegil: Sizlerin dualarıyla.. Pek çok mektup geliyor. Geçenlerde Hekimoğlu İsmail’in mektubunu aldım. İlla hatıranızı yazın diye burada konferansta rica etmişti benden. Bununla iktifa etmemiş, mektupla ricasını tekrarlamış. Ben de eğer bu çalışmalardan zaman bulabilirsem hatıraları da genişletmek istiyorum. Hatıralarımı kısa tarzda Nasih ve Mensuh kitabımda yazmıştım. Fakat Hekimoğlu İsmail bunu genişletmemi istiyordu. Ben bunu da düşünüyorum ama hepsi zaman istiyor.

Programcı: Zaten sizin hatıralarınıza muhtaç kimseler var. –Allah selamet versin- Hekimoğlu İsmail buraya konferansa gelmişti. Konferansta ikide bir “Bunu Said ağabey çok iyi bilir” diyordu. Çünkü hatıralarınız varmış. İsterseniz “çok iyi bilir” dediği hatıralarınızdan birisini anlatın lütfen.

Said Çekmegil: Hekimoğlu İsmail gerçekten samimi bir Müslüman. Bir hatıramı anlatayım. Bir gün Ankara’dan üniversite talebeleri Hekimoğlu İsmail’in evine gelecekmiş. Hekimoğlu İsmail bana “ağabey bu gece bize gel” dedi. Ben “Niye?” dedim. O da “ağabey bunlar çok enteresan sualler soruyorlar. Ben bunlara cevap veremem. Siz muhatap olun.” Elbette böyle derken tevazu gösteriyordu. Dedim “siz yetersiniz.”  O da “ben çay may getirmek bahanesiyle çıkarım, siz meşgul olursunuz.”  dedi. Neyse gittik. O gençler içerisinden bir tanesi beni düşündürdü. O sene mezun olmuş stajyer doktormuş. Nasıl olduysa henüz evlenemediğini söyledi. Biraz sitem etti. Ben de ona evlenmeyi geciktirmenin doğru olmadığını söyledim. Hatta evlenmenin ibadet olduğunu[2], eğer engeller yoksa bunu geciktirmenin doğru olmadığını anlattım. O da “ne yapalım, bizim davamızı bilecek çapta birini bulamadım” dedi. O zaman da bir yurt vardı. Ben ona “orada muhtereme hanımlar var, kapısında bekleyin” dedim. Neyse, böyle tatlı sohbetle konu kapandı. O doktor bir sene sonraki sohbete yine geldi. “Dediğini yaptım. Şimdi evleniyorum” dedi.

Hekimoğlu İsmail’le çok hatıramız var da benim aklımda kalanı anlattım. Hatta o bizim Dünya İslâm Devleti isimli eserimize takdim yazısı yazmıştı. Hekimoğlu İsmail bir yerde demiş ki “Said ağabeyin kitaplarını tenkit eden bir ilim adamına rastlamadım.” Benim kardeşim bu ifadeye yönelik bene sitem ediyordu. Ben kardeşime “o rastlamamış olabilir sen rastladıysan söyle de düzeltelim” demiştim. Evet. Hekimoğlu İsmail’in şahsıma sevgisi var. Belki ondan dolayı böyle diyordu. Yoksa dediği gibi “ekol” değil. Öyle bir niyetimiz yoktur. Hatta Necip Fazıl bir gün Çekmegilcilik şöyle falan diye laflar etmişti. Ben ona “Üstad, zaten tarih boyunca bir sürü gruplar çıkmış. Bir de Çekmegilcilik diye bir grup çıkmasın.” (Gülüyor)

Programcı: Necip Fazıl ekol diyordu değil mi?

Said Çekmegil: Evet. İzmir konferansında oradaki bir gazetede Süleyman Karagülle “Çekmegil ekolü” diye yazmıştı.

Programcı: Sizin yurt içinde olduğu yurt dışında da pek çok çalışmalarınız oldu. Sizin ilk yurt dışı konferansınızı bir dergide okumuştum. 

YERYÜZÜ İBADET MAHALLİDİR

Said Çekmegil: 1969 senesiydi. Londra’da Türk talebelerine bir konuşma yapmıştım. İbadet anlayışımızı orada anlatmıştım. Sebep de şöyle oldu. Oranın en büyük kilisesini gezdirdiler bana.  “Ne oluyor burada” dedim. “İbadete yapılıyor, sizde yok mu?” dediler. Ben de onlara “yeryüzünün ibadet mahalli” olduğunu söyledim. Tabii “Nasıl olur” dediler. Epey dikkatlerini çekti. Zaten konuşma da istenmişti. Orada üç-beş Türk kardeşime konuşma yaptım. Fakat oradaki kardeşler vasıtasıyla İngilizceye tercüme edildi. O tarihte Londra’da yüz elli bin Müslüman varmış. Onlara dağıttılar. Bene de İngilizce bir kopyasını göndermişti. İbadet Anlayışımız’ın birinci baskısına İngilizcesini de koydum.

Programcı: Daha sonra?

Said Çekmegil: Fransa’da Paris camii var. Orada Cezayirli ve diğer Müslüman Fransızlar var. Yanımda mühendis doktor Soner Aksoy vardı. O tercümanlık yapıyordu. Onlarla ufak konuşmalar yaptım. Yine Almanya’da konferanslarım oldu. İstenince oluyor.

Programcı: O konferanslara Türkiye’den giden Müslümanların dışında diğer milletlerden Müslümanlar katılıyor muydu?

HAMİD ALGAR’LA LONDRA’DA TANIŞTIM

Said Çekmegil: Tabii kalabalıktan tanıyamazdım ama mümkün.. Elbette en çok muhatabımız Türkler idi. Ama Londra’da çok değişik insanlarla tanıştım. Mesela Kaliforniya Üniversitesinden Prof. Hamid Algar var. Onunla Londra’da tanıştık. Bu şahsın pek çok Türkçe eseri de var. Dört tane doğu dilini biliyordu. O kadar güzel İstanbul şivesini kullanıyordu ki.. Ben ona “What is your name?” dedim. Bana “Benim ismim Hamid Algar” dedi. Ben şaşırdım. “Türk müsünüz” dedim. “Hayır İngilizim” dedi.  Çok çeşitli insanları tanıdım. Nijeryalı Cibril isminde orada okuyan bir Müslüman vardı. Duyduğuma göre şimdi bakan olmuş. Tabii Abdulkadir Es Sufi ve Cat Steveens  yoktu. Çok sayıda faaliyetler vardı. Epey bir mescit vardı Londra’da. Mesela Müslümanların mağazalarının altları hep mescitti.  Cuma namazları kılınıyordu.

Programcı: Böyle programlarda genelde usul olarak sorarlar. Ama benim sorum ciddi. Siz ömrünüzü yazarlığa, araştırmaya, doğruları kitlelere anlatmaya hasretmiş birisiniz. Bundan pişman olduğunuz oldu mu? Bunu çok merak ediyorum. Yoksa aktüel olsun diye sormuyorum.

Said Çekmegil: Hasretme söz konusuysa kendiliğinden oldu bu. Ben İslâm’ı küçüklüğümden beri seviyorum. Resulullah’ı anlatan ilahileri söyler, elimde olmayarak ağlardım. Neşredilmiş hatıralarımda bunlar var. Bu sevgidir beni bu yola iten. Okumak da zevk oldu. Okumayı çok sevmeye başladım. Hiçbir zaman yük telakki etmedim.

Programcı: Gözünüzün nurunu da arttırmış. Ben, bakınız gözlük kullanıyorum. Siz ise gözlüksüz, gayet güzel olarak okuyorsunuz. 

ALLAH’IN RIZASINA TÂLİP OLMAK İÇİN…

Said Çekmegil: Gözlüğüm var da on beş sene evvel bıraktım. Allah sizden razı olsun. Allah’ın bir rahmeti olarak Allah bana bu imkânları verdi. Ben Allah’a çok teşekkür ediyorum. Gerçi Allah’a teşekkür etmek Malatya için yabancıdır. Hâlbuki “şükür” den gelen bir kelimedir. (Gülüyor) Söylüyorum bazı yerlerde. Bazen bana Allah razı olsun denilince ben onlara “Siz Allah’tan razı mısınız?” diyorum.  Çok yadırgıyorlar. Aslında Allah’ın razı olmak en büyük meziyet. Allah’ın rızasına tâlip olmak için Allah’tan razı olmak gerekir.  (Tabii bu konferanslık konular da) Bakınız babanızı, ananızı, doğacağınız kıtayı, renginizi siz seçmiyorsunuz. Çok şey sizin dışınızda. Bu Allah’ın takdiri değil mi? Efendim., benim boyumu neden şu kadar uzun veya kısa yapmadın ya da neden Kaliforniya’da doğmadım da Van’da doğdum gibi ahmakça suallerle meşgul olmak Allah’ın takdirine razı olmamaktır. Siz vazifenizi bütünüyle yaparken gücünüzün dışında bir pozisyona düşmüş olabilirsiniz. Bu Allah’ın sizi imtihanıdır. Bu imtihandan müşteki değilseniz, razıysanız, Allah da sizden razı olur.

Merhum Çekmegil şiir okurken

Programcı: Sizin eserlerinizin içinde şiirler de var. Hatırınıza gelen bir şiiri bizimle paylaşır mısınız?

Said Çekmegil: En son yazdığım bir şiiri size okuyayım o zaman. 1995’in Temmuz’unda yazmışım bu şiiri.

NASIL MI YAPTIM?[3]

Uykulardan zaman topladım

Eğlenceden ödünç vakit aldım

Geceyle gündüzü harmanladım

Kazandım

 

Şiirlerle saksılanmış bir buket

Fikirler dolusu ülfet

İnsan eşittir siyaset

Politikadan kaçtım

 

Kardeş kardeş kucaklaşmışsam

Dualar dualar toplamışsam

Arada bir uzanıp yatmışsam

Kusurlarımı kendime sakladım 

 

Engel engel dolu tepelerden

Rahmet okulu gecelerden

Geçip cümle yapınca hecelerden

Dünyalar benim oldu sandım 

 

Dönüp bakmamışsam dünlere

Ve layık olmaya çalışmışsam ünlere

Ulaşmışsam saadet dolu günlere

Koşmaktan usanmadım 

 

Kim ne derse desin güzellikler Allah’tandır

Çirkinlik görürsen eğer insandandır

Dünya gelip geçilen bir handır

Anladım

 

Takvaya koşmak gerek

Uçmağa uçmak gerek

Tağuta çatmak gerek

Rasule hayran kaldım

(Temmuz 1995)

Gece yazmıştım bu şiiri.

Programcı: Programımızın yavaş yavaş sonuna geliyoruzProgramın başında da yaşlı dedik. Fazla yormayalım. 

Said Çekmegil: Rica ederim. Memnun oldum. Allah razı olsun.

KÜTÜPHANESİNİN KÜÇÜK BİR BÖLÜMÜ

Programcı:  Bu arada Malatya’da gençlerden duyuyoruz. Bir kaynak arıyorlar. Sizler önemli kaynaklarsınız. Size ulaşan oluyor, ulaşamayan ya da bilmeyen de oluyor. Kitaplarınıza baktım. Fıkhın dışında sosyal bilimler, fen bilimleri ve diğer ilimleri harman etmişsiniz. Gençler size ulaşmak isterlerse nasıl ulaşabilirler.

Said Çekmegil: Büyük çarşıda bir ambar var. Ekseriyetle ikindi namazından sonra orada bulunuyorum. Gelen pek çok kimse oluyor. (Telefon numarasını veriyor)

Programcı: Demek ki bu telefonu çevirirseniz Said Çekmegil ağabeyimizi karşınızda bulabilirsiniz. Benim derdim şu dediklerinde herhalde siz de yardımcı olursunuz.. Benim vakıf demekteki amacım şuydu. Çekmegil Vakfı.

Said Çekmegil: İsim çok da mühim değil. Ben zaten ilk neşriyatlarımı Sanih Kütüphanesi diye başlattım. Ama muvaffak olamadım. Pederim sıradan bir hoca değildi. Divanı, şiirleri vardı. Kriterdergisi epeyce şiirini yayınladı. Pederim Sanih adını seviyordu. Onun adını yaşatmak istedim. O da olmadı. Biz çok dolu bir hayat geçirdik. İkinci Cihan Harbinde iki buçuk sene askerlik yaptı. Epey uğraşılar oldu.

Bilmiyorsunuz belki, benim 24 tane de torunum var.  (Gülüyorlar) Ben oğlumu lise son sınıftayken evlendirdim. Ben de 19 yaşında evlendim. Babam da öyleymiş. Dedem babamı 16 yaşında evlendirmiş. Sonra da Medine-i Münevvere’ye gitmiş. İki dedem de Arabistan’dadır. Birisi Yemen’de şehit olmuş. Diğeri de orada mücavir kalmış. Üç sene sonra da vefat etmiş. Demek istediğim babam da, ben de genç yaşta evlendik. Oğlum da öyle oldu. Çocuklarımızdan 24 tane torunlarımız var.

Programcı: Takım kumandanısınız yani.

Said Çekmegil: Yok, rica ederim.

Programcı: Allah bağışlasın.

Said Çekmegil: Allah razı olsun.

Programcı: Gençlere kitap severlere son bir sözünüz (öğüt/mesaj) var mı?

ALLAH BİZİ OKUMAKTAN ALIKOYMASIN

Said Çekmegil: Çok okusunlar. Ben çoklarına söylediğimi tekrar edeyim. Diyorlar ki “okuyamıyoruz”. Ben de onlara “Bir program yapayım. Günde en az on beş dakika okuyunuz. Zaten bir süre sonra size zaman yetmez.”  derdim. Çünkü kendim de öyleydim. Askere gitmeden önce ancak roman vs. okuyordum. Öğretici kitaplar okuyamıyordum. Askerden sonra roman okuyamaz oldum. Romanlar (birkaç tanıdığım arkadaşımın romanları hariç) sıkıyor. Öğretici kitaplar, fikrî, felsefî kitaplar kritiğini yapmak için okuyoruz. Pazar günlerim sadece boş olurdu. Öyle olurdu ki Pazar günleri 16 saat okuyup da doyamazdım. Namaz ve yemek vakitleri hariç sabahtan bir başlıyordum gece 24’e kadar okuyordum. Malumunuz bizim terzihane çok meşgale istiyordu. Yolda giderken okurdum. Yemek yerken okurdum. Hatta hiç unutmuyorum bir gün yemek yerken bir mecmuada bir makaleye bakıyordum. Karşımda küçük kızım vardı. O vakit ilk mektep 3. sınıfa gidiyordu. O bana “ Efendi baba artık yeter. Biraz da bizi sev.” dedi. O anda ayıldım. İhmal ettiğimi anladım. (Gülüyor) Ben çok seviyorum okumayı. Tavsiyem, alışırlarsa onlar da seveceklerdir.

Programcı: Zaten Allah buyruğu değil mi? İlk ayet “ikra!”

Said Çekmegil: Diğer meallerde var mı bilmiyorum ama Hasan Basri Çantay “Alak sûresinden  [4]ayetine, “Dikkat et –ayık ol- (okumayan) azar.” şeklinde meal vermiş. Allah bizi okumaktan alıkoymasın. O imkânları bize de bütün mü’minlere de nasıp etsin.

Programcı: Kütüphaneler haftasında siz bu güzel mesajı okuma merakı olanlara veyahut okuma merakın olup olmadığını düşünmeyenlere vermiş oldunuz.

Said Çekmegil: Peyami Safa ile görüşmüştüm de Malatya için nüfus oranı olarak okumakta birinci diyordu. Mesela İstanbul’da 1000 adet dergi satılıyorsa bu nüfusa göre az. Malatya’da ise 100 dergi satılıyorsa nüfusa göre çok iyidir. Peyami Safa birinci diyordu. Mesela Büyük Doğu dergisi şiir yarışması açmıştı. Malatya birinci gelmişti. Yani Malatya İslâmî fikir bakımından, tevhid akidesi bakımından iyi. Ama karşı cephesi de kuvvetli. Necip Fazıl bir şiirinde ne diyordu: “Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın/Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın”  Mücadeleyi bırakın insanlar rahata düşer. Rahata düşünce refah peşinde koşarlar. Refah peşinde koşmaya başlanınca hem fert bakımından hem de millet bakımından sosyolojik olarak çökerler. Yükseliş, duraklama ve çöküş. Bu sosyal bir gerçekliktir. Bunun sebebi de rahata ve refaha düşkünlüktür.

Programcı: Peki Allah razı olsun.

Said Çekmegil: Allah sizden de razı olsun.

Programcı: Sizi yorduk. Siz de bizi kırmadınız. Uzun uzun sohbet ettik. Biz nefsimiz itibariyle yararlandık. İnşallah takip edenler de bundan yararlanmışlardır.

Said Çekmegil: Seyircilerinize de, bütün Müslümanlara selam olsun. Bu mikrofon aracı olsun. Ben seviyorum hemşerilerimizi. Elbette tüm Müslümanları seviyorum da, hemşerilerim daha da tatlı geliyor.

Programcı: Sevgili seyircilerim. Sohbetimiz de, programımız da burada sona eriyor.

[1]Ayetin orijinali:

 9/122: “Mü'minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar.” (Ali Bulaç Meali)

[2] 24/32

Mealenİçinizde evli olmayanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler Allah, kendi fazlından onları zengin eder. Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir.(Ali Bulaç Meali)

[3] Said Çekmegil, Milliyet Anlayışımız, Nabi-Nida yayınları, Malatya 1995, s. 146

[4] 96/4. ayet. Elmalılı Hamdi Yazır bu ayeti şöyle meallendirmiş:

Sakın okumamak etme, çünkü insan muhakkak tuğyan eder

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA